Başkan Aksakal: "Ormanı bekçi değil, sevgi korur"

Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal, düzenlediği basın toplantısında ülke ve dünya gündemini değerlendirdi.

Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

"Saygıdeğer basın mensupları, değerli arkadaşlarım,

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

“Adalet mülkün temelidir.” sözü devlet yapısının ilk tuğlasıdır, ilk harcıdır. Adalet, hukuk sistemindeki uygulayıcıları eliyle bireye ve topluma yansıtılır.

Önceki gün; Muğla’da işlenen Pınar Gültekin cinayetinin karar duruşması yapıldı ve sanık olarak yargılanan şahsa Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis cezası verilmesinin yanında “haksız tahrik” maddesi uygulanarak bu cezanın 23 yıl Ağır hapse indirilmesi ile nihayetlendirildi.

Tabii ki yargı süreci henüz tamamlanmış değildir, aşamalarda farklı kararlar oluşabilir ancak bu ilk karar toplumsal vicdanın “ağır yara almasına” sebebiyet vermiştir.

Yargı kararlarının tartışılmaması hususunda bir anayasal düzenleme mevcut ise de en azından bir canlının, hele hele bir insanın öldürülmesi, ardından bir varil içerisinde yakılması ve üzerine beton dökülerek ortadan kaldırılmak istenmesi eylemine nasıl bir haksız tahrik (!) düşünülebilmiştir diye sormadan edemiyoruz. Yazık! Umuyor ve inanıyoruz ki yanlış hesap Bağdat’tan dönecektir.

Yüreğimizi dağlayan olay sadece bu mudur? Tabii ki değil, bir taraftan terör operasyonlarından şehit haberleri gelmeye devam ediyor, diğer taraftan yine ormanlarımız yanıyor.

Pençe-Kilit operasyonunda vatan toprağına emanet ettiğimiz P. Uz. Çvş. Sercan Baş kardeşimize Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına sabır, metanet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Israrla söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz. Bıkmadan, usanmadan söyleyeceğiz. Ormanı bekçi değil, sevgi korur!

Ormanlarımızın tamamını Orman köylülerimize vermek zorundayız. Ancak onlar bunu başarabilir. Yine binlerce dönüm orman alanında ağaçlar gitti, yaban hayatının canlıları kavruldu bitti.

Marmaris’teki yangında binlerce personel ve yurttaş zamanla yarışırcasına mücadele etti, buradan kolaylıklar diliyorum, şükranlarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlar,

En büyük toplumsal sorunun artık ekonomideki bozulmada yoğunlaştığı, küresel gelişmelerin ülkemiz üzerinde kurgulanan boyutları noktasında ise eski ağırlığını yitirmeye başladığı gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Her defasında ifade ettiğimiz gibi bu durum tarihsel sürecimizin geleceği açısından büyük riskleri ve tehlikeleri beraberinde getirmektedir.

Elbette ekonomideki daralma, işsizlik rakamlarındaki yükseliş, alım gücünün sistematik olarak zayıflaması karşısında insanların yapacağı fazlaca bir seçenek maalesef kalmayacaktır.

Farkındaysanız, toplumun dikkatini başka yönlere çekmek amacıyla da manipülatif gündemler yaratılıyor.

Yani “tahterevalli” siyaseti, “cambaza bak” siyaseti gerek iktidar kanadından gerekse parlamento muhalefeti kanadından ustaca yürütülüyor.

Düşünebiliyor musunuz, insanlar öyle bir hale getirildi ki, çözümünü sorunların yaratıcısından, müsebbibinden beklemesi isteniyor.

Israrla söylüyoruz; ekonominin motoru sente ayarı tutmuyor motor sarsıntılı çalışıyor, motorun rölantisi yüksek, fazla yakıt harcıyor. Daha nasıl tarif edelim bilemiyorum.

Cumhur ittifakının ortağı MHP’nin Sayın Genel Başkanı da gelinen noktadan rahatsızlığını itiraf etmek zorunda kalıyor.

Ne diyor Sayın Bahçeli? “Milli ve manevi değerlerle bezenmiş yeni bir finansal mimariye, nevzuhur bir ekonomik ve mali çatıya acil ihtiyaç olduğu tartışmasızdır. Görülen ve çarpıcı gerçek şudur: Kapitalizmin ana mihveri, ana siperi haline gelen Sindirella ekonomisinin sonuna gelinmiştir. Neo-liberal stratejiler kalıcı iyileştirmeleri sağlamaktan aciz olduğu gibi milletler ve medeniyetler arasındaki fay hatlarını da farklı cephelerden derinleştirmektedir.”

Buradan kendilerine sadece teşekkürlerimizi ileteceğim.

Başka bir şey demeye gerek yok. Önemli olan yanlışı görmek ve olması gerekeni ortaya koyabilmektir.

Sayın Bahçeli’nin söylediklerini biz yıllardır söylüyoruz, neredeyse dilimizde tüy bitti. Ama iktidarın kendi ortağı tarafından bu tespitin ortaya konulması değerlidir, ivedilikle gereği yerine getirilmelidir.

Sayın Cumhurbaşkanı arzu ederse Demokratik Sol Partinin ekonomi politikaları konusunda kendilerine gerekli doneleri vermekten memnuniyet duyarız.

Tekrar etmek gerekirse demek ki neymiş? Neo-liberal politikalar kalıcı iyileştirmeleri sağlayamazmış, yani acilen Karma Ekonomi modeline geçmek zorundayız.

Bunun için de ne gerekiyormuş? Nevzuhur bir ekonomik ve mali çatıya acil ihtiyaç olduğu tartışmasızmış. Zinhar doğrudur, geniş tabanlı bir yapıya acilen ihtiyaç vardır. Bu hususların detaylarını 2020 yılı Haziran ve aralık aylarında hazırlayıp paylaştığımız ÖNERİLER çalışmalarımızda ve bundan önceki açıklamalarımızda vermiştik, istenirse yeniden katkımızı sunabiliriz.

Güncel ve pratik bir başlangıç olarak kabul edilirse eğer; temmuz ayında toplumun beklediği ücret artışı uygulamasına dair katkımızdan başlayabiliriz. Şöyle ki;

Temmuz ayında çalışanların ve emeklilerin, merakla ve endişeyle bekledikleri ücretlerdeki artışın gerçekçi verilerle değerlendirilmesinde büyük yarar olduğunu düşünüyoruz.

Bunun için Demokratik Sol Parti olarak her zamanki gibi ayakları yere basan, doğru verilerle güçlendirilmiş isabetli önerimizi de sizler aracılığıyla paylaşmak isterim.

Sayın “Nebati bakan” belki dikkatle inceler, emeğiyle geçinen dar gelirli insanlarımızın, gözlerinin ışıltısından bir parça yararlanmasına vesile olur.

Şimdi paylaşacağım verilerin tamamı devletin resmi kurumu TÜİK’in web sitesinden alınmıştır. Öncelikle bunun altını çizeyim.

Zira; yok manipülasyondu… Yok uydurmaydı yok algı yaratıyorlardı gibi isnatların muhatabı olmak istemeyiz.

Bakınız; Haziran/2021 ile Aralık/2021 ayları arası, yani geçen yılın 6 aylık enflasyon ortalaması %12,01.

2022 yılı Haziran ve aralık ayı enflasyon rakamının %25 ilâ %34 arasında olacağını öngörüyoruz.

Bu oranı en azından %25 olarak bile kabul etsek, yıllık enflasyon geçen yıla göre %12,99 oranında artacak.

Şu an yıllık enflasyon ortalaması %73,5 olarak açıklandığına göre dolayısıyla yılsonunda yıllık enflasyon %86,5- %94,5 bandında gerçekleşebilir diye tahmin ediyoruz.

Bu durumda; Aralık/2021 enflasyonu %13,58, Ocak/2022 enflasyonu %11,10 olmak üzere, iki aylık toplam %24,68 olmasından hareketle biz de bu yılın sonunda Aralık/2022 ve Ocak/2023 enflasyonunu % 7 -11 aralığında gerçekleşebilir şeklinde hesaplıyoruz.

Dolayısıyla enflasyonda %13,5 – 18 arası bir azalma beklentisi üzerine, Sayın “Nebati bakanın” ve yönetim ekibinin güvendiği kısmın da bu olduğuna inanıyoruz.

Bugün itibariyle Şubat/2022 – Mayıs/2022 arası enflasyon ise %20,5 olarak gerçekleşti. Seçimler de 2023 yılı Haziran’ında veya bir-iki ay öncesinde olacağına ve o dönemde ister istemez seçim ekonomisi uygulanacağına göre enflasyonda 2 ile 5 puan arasında bir artış olacaktır.

Şimdi DSP olarak önerimizi söyleyeyim; bütün bu gerçekçi veriler ışığında tüm emeklilere %38,8 – 42,5 aralığında uygulanabilecek olan maaş artışına ilaveten en az %30 seyyanen zam verilmesi hakkaniyetli olacaktır.

İşte bu başlangıçla eşzamanlı hayata geçirilecek olan geniş tabanlı bir ekonomi yönetimi yapısı sorunların çözümü yolunda ümit veren bir çalışma hayata geçirebilecektir.

Bu da toplumsal güveni besleyecek, umutları yeniden yeşertecektir. Demokratik Sol Parti olarak her zaman doğru önermelerle kaliteli muhalefet misyonumuzu sergiliyoruz. Bu hafta başı, Cumhurbaşkanlığı tarafından Meclis gündemine 880 milyar liralık bir “Ek Bütçe Kanunu” teklifi getirildi.

Biz bunun gerekliliğini 14 Şubat 2022’de söyledik.

O gün; “Önceki yılın Kasım ayından bu yana yaşanan döviz kurlarındaki artışla birlikte gerçekleşen yüksek enflasyon ve fahiş zamlar karşısında daha o günden neredeyse yarı oranında açık vereceği öngörülen 2022 bütçesi, bugün vergi gelir kalemlerinde oluşacak eksilmelerle daha da büyük sıkıntıları beraberinde getirecektir.

Cumhurbaşkanı 2022 yılı Merkezi Yönetim Bütçesini zaman geçirmeden güncellemeli ve Ek Bütçe Kanununu Meclise getirmelidir.

Aksi takdirde önümüzdeki süreçte başta maaş ödemeleri olmak üzere kamu harcamalarının karşılanmasında ciddi boyutlarda zafiyet kaçınılmazdır.” demiştik.

Demek ki biz geleceği iktidardan daha önce görebiliyoruz, bunu da ispatlamış oldular kendileri, teşekkür ederiz!

Değerli basın mensupları, kıymetli arkadaşlarım,

Toplumun en mağdur kesimlerinin başında bir de sanayi esnafı gelmektedir. Bu konuyu dile getirmek zorundayız.

O kadar ki; alanında uzmanlaşmış olan ustalar, kendilerini asiste edecek kalfa ve çırak bulmakta büyük zorluk çekmekte ve hatta bulamamaktadır.

Bu durum küçük sanayi esnafının yavaş yavaş tükenişine kadar gidebilecek bir sürece işaret etmektedir.

Bundan önce küçük sanatkârlar kapsamında terzilik, berberlik, ayakkabı tamirciliği gibi alanlarda tamamen bitme noktasına gelen bu meslek gruplarının yanına şimdi de küçük sanayi sitelerinde motor tamiri, kaporta ve boya, oto elektrik vb. alanlarda da ciddi düzeyde eleman sıkıntısı yaşanmaktadır.

Bu da ekonominin en önemli kanallarından birinin tıkanması demektir.

Bu sorunun çözümü konusunda önümüzdeki günlerde Eğitim Politikalarımızda yer alan “Mesleki Teknik Ortaöğretimin Yeniden Düzenlenmesi” başlıklı çalışmamızı iktidar ve parlamento muhalefetindeki partilerle ve muhataplarıyla paylaşacağız.

Değerli arkadaşlar, ayrıca Sayın Tarım Bakanı’nın önceki gün ortaya attığı yeni bir zihni sinir projesi konusunda da bir hatırlatma yapmak isterim.

“Kentsel tarım” diye bir terim attı ortaya, içeriğinin ne olduğu bile belli olmayan ve kendilerini İstanbul surlarının dibinde marul – maydanoz üretmeye endekslemiş bir anlayışı ortaya koymuş görünüyor.

Önceki tarım Bakanı da “kepeğin fiyatı buğdayı geçti” diyen köylüye “gelecek sene kepek ekin” diye cevap vermişti.

Milletle resmen alay ediliyor! Buna izin veremeyiz!

Kardeşim, tarım kırsalda olur, köyde olur, tarlada olur!

Kentsel tarım ne demektir Allah aşkına?

Sayın Cumhurbaşkanı hakikaten bunlardan haberdar mıdır, yoksa birileri kafasına göre at mı oynatıyor merak ediyoruz.

Gerçi siz de haklısınız(!). Oy hesabıyla getirdiğiniz Büyükşehir yasası kır, kırsal, köy bırakmadı ki!

Hepsi Büyükşehir sınırları içinde kaldı, şimdide “kentsel tarım” diye uyduruk işlerle vakit geçiriyorsunuz. Bu olmaz, olamaz!

Gelin, şu Büyükşehir yasasını değiştirin, köyleri köylülere geri verin, tarımı da köyde, tarlada, kırda planlayın.

Değerli basın mensupları, değerli arkadaşlarım,

Dış politikadaki gelişmeleri de yakından ve dikkatle takip ettiğimizi sizler biliyorsunuz, bunun yanında bizim dışımızdaki yapıların da bizi dikkatle takip ettiklerinden de kuşkumuz yoktur.

Zira Demokratik Sol Parti’nin bölge merkezli dış politika anlayışının esasen Türkiye Cumhuriyeti devletinin sonsuza kadar yaşaması için gerekli olan koordinatları oluşturduğu hususu diğer siyasi yapılarca da artık kabul edilmektedir.

Atatürk’ün “yurtta barış, dünyada barış” anlayışı kapsamında oluşturulmuş bu politikalarımız, kurgulamak istediğimiz insanca ve hakça bir düzen noktasında önemli verileri de bünyesinde barındırmaktadır.

Dikkat ederseniz son bir haftadır Yunanistan tarafından gelen gürültülerin azaldığına tanıklık ediyoruz. Demek ki bunlara anladıkları lisanla karşılık verilince sonuç alınabiliyor.

Şimdiki aşamada konuyu bir adım daha öteye götürüp somut sonuçların oluşması sağlanmalıdır.

Yunanistan, silahlandırdığı adaların tümünü, olması gereken yasal statüye dönüştürmelidir. Bunun sürecinin ucu açık olmamalı, bir takvim de tanımlanmalıdır.

Özellikle Libya ile yapılmış olan ve Birleşmiş Milletler Örgütünce de onaylanmış Münhasır Ekonomik Bölge Antlaşması kapsamında oluşan Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerimizin güvence altına alınma politikasının olumlu karşılığını her alanda görmeye devam ediyoruz.

Libya’ya asker gönderme konusundaki tezkerenin TBMM’de güçlü Türkiye idealine inanmış saygın Milletvekillerince 18 ay daha uzatılmasına onay verilmesi, milli birliğin gösterilmesi açısından değerli olduğu kabul edilmelidir.

Parlamentomuzda hasbelkader yer alan terör vekillerinin aleyhte oyları, Türkiye devletinin bölgesel gücünü zayıflatma politikalarının düzeyini de tarif edecek niteliktedir.

Bu terör vekillerinden geri kalmayan bazı terör vekili sözcüsü tipler de var ki, bunların kadim Türk devletiyle olan husumeti sonsuza kadar sürecek görünüyor.

Kendi memleketi Diyarbakır’dan aday olmaya yüreği yetmeyip İstanbul’dan milletvekili seçtirilen “PKK sevici” Sezgin Tanrıkulu isimli kişi Savunma Sanayimizin üstün saldırı aracı SİHA’ları JİTEM’e benzetmiş.

JİTEM’in hedefinde kimler vardı? Terör örgütü yöneticileri ve bu terör örgütlerine yardım ve yataklık eden işbirlikçi feodal mekanizmalar vardı.

Esasen bu mekanizmaların dertleri bölge halkına özgürlük vs değil, kendilerinin bölgedeki hakimiyetlerine halel gelmemesiydi.

Yoksa bölgede yapılan okulları yakarlar, öğretmenleri kurşuna dizerler, yolları-köprüleri uçururlar mıydı?

Ama hizmet ettikleri emperyal sistemin istekleri doğrultusunda davranmak bunların birinci görevidir.

Bunlar vicdani ret diyerek askerliğe karşı çıkarlar ama PKK için 15 yaşındaki çocukların dağa kaçırılıp orada sözde “gerilla (!)” adıyla devlete karşı eylemlerde bulunmasına, kendi söylemleriyle zorunlu askerliklerine sessiz kalırlar. Ama şunu bilsinler ki geçmişte Demokratik Sol Parti’nin var olduğu bir parlamento yapısında yukarıda konuşulan hiçbir yapı yer alabilme olanağını bulamamıştır.

Bu arada şu hususu hatırlatmakta yarar olacağını düşünüyorum; Sayın Cumhurbaşkanı tarafından, sınırımıza çöreklenmiş ve sözde müttefikimiz olan başta Amerika ve bazı AB üyesi ülkelerin açık desteğiyle varlığını sürdüren terörist yapılara yönelik bir operasyondan söz edilmişti.

“Bir gece ansızın” dedikleri bu operasyon için biz de “bir gece ansızın değil, derhal!” diyerek destek vermiştik. Fakat, Suriye’ye planlanan bu terör operasyonu konusunda öyle anlaşılıyor ki “Sam amcanın” çaldığı düdük etkili oluyor.

Bu çok dikkat çekici bir gelişmedir. Konuşmamın başında da değindiğim şehit haberlerinin gelmeye devam ettiği husus toplumsal refleksleri hareketlendirme potansiyeli taşımaktadır. Bizden söylemesi.

Ayrıca, NATO’ya girmeye çalışan İsveç’te PKK/PYD destekçilerinin gösteri yürüyüşlerine müsamaha edilmesi konusunda kayda değer ağırlıkta bir itiraza maalesef rastlamadık.

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik şartları aleyhimize kullanarak fırsat yaratmaya çalışanlara imkân verilmeyeceğine inanmak istiyoruz.

2023 seçimlerine doğru giderken anlamsız hesaplarla eğer bir yanlış yapılırsa bunu ne tarih affeder ne de Türk milleti!” ifadelerine yer verdi."
Hibya Haber Ajansı