Giriş Yap Arşiv Künye

“Çin dünyanın en güvenli ülkesi”


Çin’i ve Çin toplumunu daha yakından tanımak amacıyla Çin’de yaşayan Türklerle gerçekleştirdiğimiz röportaj serimiz devam ediyor.

Tarih: 30 Haziran 2026 13:51:22

Vakıf Katılım

CGTN Muhabiri Umut Tezerer'in haberi şu şekilde:

Bu bölümde konuğumuz, Beijing Dil ve Kültür Üniversitesi Türk Dili Bölümü’nde Çinli öğrencilere Türkçe eğitimi veren Şahin Bütüner oldu. Şahin Bütüner ile Çin’de eğitimden sağlığa, güvenlikten ulaşıma kadar farklı alanlardaki deneyimlerini ve gözlemlerini konuştuk.

Çin’de kaç yıldır yaşıyorsunuz?

2022 yılından bu yana Beijing Dil ve Kültür Üniversitesi’nde görev yapıyorum. Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı’nın yürüttüğü “Bakanlıklar Arası Ortak Kültür Projesi” (BAOK) kapsamında Çin’e geldim. Bu yıl dördüncü yılımı tamamlıyorum. Üniversitenin Türk Dili Bölümü’nde Çinli öğrencilere Türkçe dersleri veriyorum.

 Çin’e geliş süreciniz nasıl başladı?

Türkiye’de Bolu Üniversitesi’nde Türk Dili alanında dersler veriyordum. Aynı zamanda yabancılara Türkçe öğretimi yapıyor, Türk dili ve Türk kültürü üzerine çalışmalar yürütüyordum. Bolu Üniversitesi’nde görev yaptığım dönemde Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) duyurusu aracılığıyla BAOK Projesi’ne başvurdum. Proje kapsamında Çin’de görev yapma teklifi geldi. Ben de bu fırsatı değerlendirmek istedim ve “neden olmasın” diyerek Çin’e geldim. Şu anda burada dördüncü yılımı sürdürüyorum.

Türkiye’de yabancılara, Çin’de ise Çinli öğrencilere Türkçe öğretiyorsunuz. Dil öğretimi açısından nasıl bir fark gözlemlediniz?

Aslında Türkçe ve Türk kültürünü öğretme noktasında temel olarak büyük bir değişiklik yok. Aynı yöntemleri ve teknikleri kullanarak ırk, millet ayırt etmeksizin öğrencilerimize Türkçe’yi aktarmaya çalışıyoruz. Öğrencilerin dili öğrenme becerileri ise bireysel olarak farklılık gösterebiliyor. Bu nedenle sınıfın genel seviyesine göre hareket ediyor, öğretim yöntemlerini öğrencilerin ihtiyaçlarına göre şekillendiriyoruz.

Çinli öğrenciler Türkçe öğrenirken hangi konularda zorlanıyor?

Elbette bazı zorluklar yaşanıyor. Bunun temel nedeni iki dil arasındaki yapısal farklılıklar.

Çince ve Türkçe farklı dil ailelerine ait. Bu nedenle özellikle Türkçe’nin gramer yapısını öğretirken bazı güçlüklerle karşılaşıyoruz. Türkçe sondan eklemeli bir dil olduğu için öğrenciler, kelimelere ek getirildiğinde yaşanan ses değişimlerini anlamakta zorlanabiliyor. Ancak zaman içinde dili kullandıkça bu sorunlar azalıyor. Çünkü dil sadece ezberle öğrenilen bir alan değil; konuşarak, uygulayarak ve tekrar ederek kazanılıyor. Öğrenciye, "Hadi bu eklere çalış, bunu yapabilirsin" demek yanlış bir tutum oluyor. Bu nedenle öğrenciye yalnızca kuralları ezberletmeye çalışmak yeterli olmuyor. Dil kullanıldıkça öğrenme süreci daha doğal hâle geliyor. Bizim dilimizde gramatik unsurlar çok fazla olduğu için zorlanabiliyorlar.

Peki, Türkçe öğrenirken keyif aldıkları konular var mı?

Öğrenciler genellikle Türkiye’yi merak ediyor. Özellikle Türk kültürü, yaşam tarzı ve günlük hayatla ilgili konular ilgilerini çekiyor. Gramer, yazma ve okuma derslerinde zaman zaman zorlanabiliyorlar. Ancak kültür derslerinde daha istekli davranıyorlar. Türkiye hakkında bilgi edinmek, konuşmak ve farklı kültürel unsurları tanımak hoşlarına gidiyor.

 Yurt dışında Türkçe öğretmek size mesleki açıdan ne kattı?

Bu deneyim bana çok önemli katkılar sağladı. Kendi dilimizi ve kültürümüzü öğretirken aynı zamanda öğrencilerimin dilini ve kültürünü de tanıma fırsatı buldum. Hem akademik hem de kişisel açıdan farklı bir toplumun diline, düşünce yapısına ve yaşam biçimine dair önemli deneyimler kazandım.

Çinli öğrencileri Türkçe öğrenmeye yönelten temel nedenler sizce ne? Türkiye ile ilgili onları motive eden unsurlar hangileri?

Çin’e ilk geldiğimde ben de bu konuyu araştırdım. “Türk Dili ve Türkçe bölümleri Çin’de hangi üniversitelerde var, ne kadar yaygın?” diye inceledim. Çin genelinde yaklaşık 12-13 üniversitede Türkçe bölümü bulunuyor. Öğrenciler bu bölümlerde dört yıllık lisans eğitimi alıyor ve mezun oluyorlar.

Ben de zaman zaman öğrencilerime “Bu bölümü neden tercih ettiniz?” diye soruyorum. Öğrencilerin büyük bölümü samimi bir şekilde, “Hocam, bu bölüm vardı ve puanımıza göre tercih ettik.” şeklinde yanıt veriyor.

Çin’de de Türkiye’de olduğu gibi üniversiteye giriş sınavı uygulanıyor. Öğrenciler sınav sonucunda aldıkları puana göre bölümlerini tercih ediyor. Genellikle kız öğrenciler yabancı dil bölümlerini erkek öğrencilere göre daha fazla seçiyor. Bizim bölümümüzde de çoğunlukla kız öğrenciler bulunuyor. Elbette bunu bir cinsiyet ayrımı olarak değerlendirmemek gerekir. Ancak dil, eğitim ve öğretmenlik gibi alanların toplumlarda zaman zaman daha çok kadınlarla ilişkilendirildiği görülüyor. Çin’deki tercihlerde de buna benzer bir eğilim olduğunu söyleyebiliriz. Öğrencilerin bir kısmı aslında Japonca veya Korece gibi başka dilleri tercih etmek isterken, puan durumlarına göre Türkçe bölümüne yerleşebiliyor. Bu nedenle Türkçe bölümünü doğrudan hedefleyerek gelen öğrenci sayısı oldukça az. Genellikle bir veya iki öğrenci bu bölümü bilinçli şekilde tercih ediyor.

Peki öğrenciler mezun olduktan sonra hangi alanlara yöneliyor?

Mezun olan öğrencilerin önemli bir bölümü ticaret alanında çevirmenlik ve tercümanlık gibi mesleklere yöneliyor. Bazı öğrenciler doğrudan Türkiye ile ticaret yapmak istediklerini ifade ediyor. Özellikle son yıllarda Türkiye’nin ticari potansiyelini fark eden öğrenciler bulunuyor. “Türkçe öğreniyorum çünkü Türkiye ile ekonomik ilişkiler geliştirmek istiyorum.” diyen öğrencilerin sayısı da oldukça fazla. Bu nedenle Türkçe, yalnızca kültürel bir ilgi alanı olarak değil, aynı zamanda ekonomik ilişkiler açısından da değer kazanan bir dil hâline geliyor.

Çin eğitim sistemiyle ilgili gözlemleriniz neler? En çok dikkatinizi çeken özellikler hangileri oldu?

Çin’e ilk geldiğimde dikkatimi çeken konulardan biri, üniversitelerde ders zilinin kullanılması oldu. Türkiye’de üniversitelerde genellikle böyle bir uygulama bulunmuyor. Ders başlangıç ve bitiş saatlerini takip ederek hareket ediyoruz. Çin’de ise ders giriş ve çıkışlarında zil sistemi kullanılıyor.

Bunun dışında teknolojinin eğitimde etkin kullanılması dikkat çekiyor. Akıllı tahtalar, projeksiyon cihazları ve dijital araçlardan oldukça verimli şekilde yararlanılıyor. Türkiye’de de bu teknolojiler mevcut ancak burada beni en çok etkileyen konu, öğrencilerin bu araçlara yaklaşımı oldu. Öğrenciler, öğretmene ait teknolojik cihazlara kesinlikle izinsiz dokunmuyor. Örneğin bilgisayar, projeksiyon cihazı veya öğretmenin masasında bulunan herhangi bir ekipman, öğrenciler tarafından kullanılacak bir araç olarak görülmüyor. Bu nedenle bir öğrenciyi öğretmenin masasındaki cihazlarla ilgilenirken görmek neredeyse mümkün değil.

Ayrıca üniversitelerde elektronik kart sistemi kullanılıyor. Öğretmen, projeksiyon cihazını veya bilgisayarı kullanmak istediğinde kartını okutuyor ve sistem aktif hâle geliyor. Bu uygulama, cihazların güvenli şekilde kullanılmasını sağlıyor.

Eğitim dışında sizi şaşırtan veya ilham veren başka gözlemleriniz oldu mu?

Beni en çok etkileyen konulardan biri, insanların eşyalarına gösterdiği özen oldu. Ders bittikten sonra bazen kartımızı, kalemimizi veya başka bir eşyamızı sınıfta unutabiliyoruz. Haftalar hatta aylar sonra aynı sınıfa geldiğimde, bıraktığım eşyanın hâlâ aynı yerde durduğunu görüyorum. Bu durum beni gerçekten şaşırtıyor. Aslında olması gereken davranış bu ancak alışık olmadığımız için dikkat çekiyor. Örneğin bir öğretmen şemsiyesini askılıkta unutabiliyor. Aylar sonra geldiğinde şemsiyenin hâlâ orada olduğunu görüyor. Çünkü kimse başkasının eşyasına dokunmuyor.

Çin’de teknoloji çok yaygın kullanılıyor. Ailenizle birlikte yaşamınız bu durumdan nasıl etkilendi?

Çin’de yaşam konforu, düzen ve günlük hayatın işleyişi açısından oldukça sistemli bir yapı kurulmuş durumda. Buradaki yaşam koşullarının oldukça rahat olduğunu söyleyebilirim. Örneğin kahve alırken bile önceden telefonum üzerinden sipariş veriyorum. Daha sonra kahve dükkânına giderek siparişimi teslim alıyorum. Bu sistem günlük hayatı oldukça kolaylaştırıyor. Ancak teknolojinin bu kadar yoğun kullanılması, beraberinde bazı olumlu ve olumsuz sonuçları da getiriyor. Özellikle tüketimi hızlandıran bir etkisi var. Çin’de tüketim alışkanlıkları oldukça hızlı gelişiyor. Ben Çin’e geleli dört yıl oldu. Bu süre içinde nakit parayı yalnızca bir veya iki kez kullandım. Günlük hayattaki hemen hemen tüm ödemeler telefon uygulamaları üzerinden gerçekleştiriliyor. Bunun büyük avantajları bulunuyor. Ancak diğer taraftan harcama yapmak da çok kolay hâle geliyor. İnsan bazen parayı fiziksel bir değer olarak değil, sadece ekranda görünen rakamlardan ibaret bir unsur gibi algılayabiliyor. Bu nedenle tüketim alışkanlıklarının da dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor.

Ulaşım sistemi açısından Çin’de hangi avantajları gözlemlediniz?

Çin’de ulaşım imkânları Türkiye’ye göre daha gelişmiş ve daha rahat. Sistem hızlı, düzenli ve erişilebilir şekilde çalışıyor. Ben Beijing’de yaşadığım süre boyunca hiç araba kullanma ihtiyacı hissetmedim. Bazen taksiye binmeyi bile tercih etmiyorum. Çünkü Beijing’de yoğun bir trafik sorunu bulunmasına rağmen bu durum metro ağı sayesinde büyük ölçüde çözülmüş durumda. Toplu ulaşım araçları hem konforlu hem de kullanışlı. Bu nedenle insanların özel araç veya taksiye olan ihtiyacı azalıyor. Bir yere gitmem gerektiğinde ilk aklıma gelen seçenek metro veya hızlı tren oluyor. Şehir içi ve şehirler arası ulaşım konusunda oldukça rahat bir sistem var.

Peki, Çin mutfağına alışabildiniz mi?

Onu hiç sormayın... Açıkçası bu benim için hâlâ temel bir sorun. Uzun süredir burada yaşamama rağmen Çin yemek kültürüne tam olarak alışamadım. Genellikle yemeklerimi evde hazırlamaya çalışıyorum. Çünkü iki ülkenin yemek kültürü arasında büyük farklar bulunuyor. Coğrafi olarak birbirimizden uzak olduğumuz için kullanılan baharatlar, soslar ve pişirme yöntemleri oldukça farklı. Belli bir yaştan sonra yeni bir mutfak kültürüne alışmak daha zor olabiliyor. Bu nedenle kendi mutfağımızı, özellikle Türk yemeklerini daha fazla tercih ediyorum.

Sağlık hizmetleri konusunda Çin’deki imkânları nasıl değerlendiriyorsunuz?

İsteyen kişiler özel sağlık sigortası yaptırabiliyor. Ancak özel sigortanız olmasa bile devlet veya özel hastanelerde gerekli desteği alabiliyorsunuz. Elbette belirli bir ücret ödeniyor ancak bu ücretler makul seviyelerde. Yakın zamanda bir diş rahatsızlığı yaşadım. Tedavi için hastaneye gittiğimde dikkatimi çeken konu, sunulan seçeneklerin çok fazla olmasıydı. Ben sadece basit bir dolgu yaptırmak istemiştim. Ancak doktorlar bana dolgu dışında birçok farklı tedavi seçeneği sundu. Alternatiflerin fazla olması dikkatimi çekti.

Bu süreçte herhangi bir sorun yaşamadım.

Çin’de güvenli ve düzenli bir şehir yaşamı izlenimi öne çıkıyor. Siz bu deyenimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tek cümleyle ifade etmek gerekirse; Çin’de günlük hayatın en dikkat çekici yönlerinden biri güçlü güvenlik hissidir. Örneğin masanın üzerine telefonunuzu bırakıp saatler sonra geri döndüğünüzde onu hâlâ aynı yerde bulmanız olduçka olağan bir durumdur. Ancak ben bu tabloyu yalnızca insanların ahlak anlayışıyla açıklamıyorum. Bunun arkasında güçlü ve caydırıcı bir hukuk sistemi bulunuyor. Çin’de yasaların uygulanması konusunda ciddi bir disiplin var. Bu da insanların başkasına ait bir eşyaya dokunmadam önce sonuçlarını düşünmesin yol açıyor. Elbette dünyanın her yerinde olduğu gibi Çin’de de farklı karakterde insanlar bulunabilir. Fakat güvenlik duygusunun oluşmasında etkili yasalar, caydırıcı yaptırımlar ve düzenli denetim mekanizmaları belirleyici rol oynuyor. Çin’deki güvenlik algısını güçlendiren temel unsurların da bunlar olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de de olsa dediğiniz bir uygulama var mı?

En çok ulaşım sistemini örnek verebilirim. Türkiye’ye baktığımda zaman zaman ulaşım konusunda sorunlarla karşılaşıyorum. Ancak Çin’de ulaşımla ilgili genellikle herhangi bir endişe yaşamıyorum.

“Şuraya nasıl gideceğim?” diye düşünmüyorum. Çünkü çok fazla alternatif bulunuyor. Bu açıdan ulaşım sistemindeki düzeni Türkiye’de de görmek isterdim.

Mini Anket

Çin’de genel yaşam kalitenizden ne kadar memnunsunuz?

10 üzerinden 9 verebilirim.

İş ve kariyer açısından memnuniyetiniz nedir?

10 üzerinden 8 diyebilirim.

Burada yeni bir dil öğrenerek farklı bir kültürü tanıma fırsatı buldum. Kültürlere ve dillere nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda önemli bir bakış açısı kazandım. Alanım kültür ve davranış bilimi olduğu için insanları gözlemlemeyi seviyorum. Farklı coğrafyalarda insanların nasıl davrandığını ve hareket ettiğini analiz etme fırsatı buldum. Ayrıca dilleri karşılaştırma açısından da önemli deneyimler kazandım. Bu süreç bana çok şey kattı.

Çin toplumuna ne kadar uyum sağladığınızı düşünüyorsunuz?

En temel zorluk alfabe konusu. Çin karakterleri kısa sürede öğrenilebilecek bir sistem değil. İyi seviyede Çince öğrenebilmek için yaklaşık 6 bin karakter bilmek gerekiyor. Bunun öğrenilmesi birkaç yılı bulabiliyor. Bu durum günlük hayata uyum sürecinde zaman zaman zorluk çıkarabiliyor. Örneğin marketlerde, mağazalarda veya kamu kurumlarında her zaman Latin alfabesiyle yazılmış tabelalar bulunmuyor. Bazı telefon uygulamalarında da yalnızca Çince karakterlerin kullanılması sorun oluşturabiliyor. Bu tamamen dil yapısından kaynaklanan bir durum.

Ulaşım ve altyapıya kaç puan verirsiniz?

Altyapı ve ulaşım, 10. Kesinlikle 10.

Yemek kültürüne uyum konusunda puanınız nedir?

Çok düşük. Bazı Müslüman restoranları bulunuyor ve onları deniyorum ancak yine de Türk mutfağını arıyorum. Bu nedenle 10 üzerinden 1 diyebilirim.

Çince iletişim kurabiliyor musunuz?

İlk geldiğim yıl tabii ki kuramıyordum. Ancak ikinci ve üçüncü yıllarda günlük hayatımı sürdürebilmek için Çince öğrendim. Şu anda temel seviyede Çince konuşabiliyor ve insanlarla anlaşabiliyorum.

Güvenlik hissi?

10 üzerinden 10.

Sağlık hizmetleri?

Sağlıkla ilgili çok şükür önemli bir problem yaşamadım. 10 üzerinden 9 diyebilirim.

Türk kültürüne ve Türk topluluklarına erişim konusunda nasıl bir deneyim yaşadınız?

Öğrencilerimi mümkün olduğunca Türk kültürüyle buluşturmaya çalışıyorum. Kültürümüzü tanıtmaya büyük önem veriyorum. Elçiliğimiz veya Yunus Emre Enstitüsü tarafından düzenlenen etkinlikler olduğunda öğrencilerimi mutlaka götürüyorum. Türk yemekleri, Türk müziği, Türk sineması ve kültürel etkinlikler aracılığıyla öğrencilerimize Türkiye’yi tanıtmaya çalışıyoruz. Bu konuda herhangi bir sorun yaşamıyoruz.

Türkiye’den okumak veya çalışmak için Çin’e gelecek kişilere tavsiyede bulunur musunuz?

Kesinlikle tavsiye ederim. Şu anda Çin toplumunun içindeyim. Bir Çin üniversitesinde Çinli öğrenciler ve meslektaşlarımla birlikte çalışıyorum. Onlarla sürekli iletişim hâlindeyim ve çok iddialı olduklarını görüyorum. “Dünyanın en iyi ülkelerinden biri olacağız.” şeklinde güçlü hedefleri var.

Benim kızım da şu anda bu üniversitede eğitim görüyor. Gelecek kariyeri açısından Çin üniversiteleri mutlaka değerlendirilebilir. Çince öğrenmek ve Çin’de herhangi bir bölümde eğitim almak gençler için önemli fırsatlar sağlayabilir.''

Hibya Haber Ajansı



Piramit Menkul Kıymetler A.Ş.
Alsatal
Araba Hayali