Uluslararası sistemde güç dengeleri değişirken insan hakları tartışmaları da yeni bir boyut kazanıyor. Batılı ülkelerin uzun yıllardır belirleyici olduğu söylem ve değerlendirme mekanizmalarına karşı gelişmekte olan ülkeler, kalkınma hakkından ulusal koşullara, egemenlikten eşit temsile kadar uzanan daha geniş bir çerçevenin dikkate alınmasını talep ediyor. Çin’in ekim ayının ilk haftasında Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altında verdiği mesajlar, Beijing’in bu tartışmada nasıl bir konum benimsediğini açık biçimde ortaya koydu.
2-6 Ekim arasında BM Genel Kurulu Üçüncü Komitesi ve BM İnsan Hakları Konseyi’nde yapılan açıklamalar ile kabul edilen erişilebilirlik kararı birlikte değerlendirildiğinde Çin’in yaklaşımında belirgin bir hat görülüyor: İnsan hakları ülkeler arasında siyasi mücadele aracına dönüştürülmemeli, farklı kalkınma yollarına saygı gösterilmeli, toplumların yaşam koşullarını iyileştirme çabaları insan hakları gündeminin temel unsurları arasında değerlendirilmeli ve küresel yönetişim daha geniş katılımla şekillenmeli.
Çin, kendisine yöneltilen suçlamaları reddederken savunma pozisyonuyla yetinmiyor. BM mekanizmaları içinde yeni öneriler gündeme getirerek insan hakları tartışmasının kapsamını kalkınma, yaşlanan nüfus, erişilebilirlik, teknolojik dönüşüm ve dijital eşitlik gibi alanlara doğru genişletmeye çalışıyor.
İnsan hakları siyasi baskı aracına dönüşmemeli
Çin’in BM Daimi Temsilcisi Fu Cong, 2 Ekim tarihinde BM Genel Kurulu Üçüncü Komitesi’nde dünyadaki mevcut dönüşümün uluslararası insan hakları çalışmalarını ciddi sınamalarla karşı karşıya bıraktığını belirtti. Fu’nun konuşmasındaki temel itiraz, insan haklarının siyasallaştırılması, araçsallaştırılması ve ülkeler arasındaki rekabette kullanılmasına yönelikti. Çin’in yaklaşımında ülkelerin tarihsel geçmişleri, toplumsal yapıları ve kalkınma düzeyleri arasındaki farklılıklar özel bir yere sahip. Beijing, bu farklılıkların insan haklarının geliştirilmesinde izlenen yöntemlere de yansımasını doğal kabul ediyor. Bu nedenle her ülkenin kendi koşullarına uygun bir yol belirleme hakkını savunuyor. Fu Cong’un “eşit katılım, eşit karar alma ve eşit faydalanma” vurgusu da bu yaklaşımın uluslararası boyutunu oluşturuyor.
Çin’e göre küresel insan hakları düzeni belirli ülkelerin değerlendirmeleri üzerinden şekillenmemeli; gelişmekte olan ülkeler karar süreçlerinde daha güçlü biçimde temsil edilmeli. Bu bakış açısı, Çin’in insan hakları ile kalkınma arasında kurduğu ilişkiyi de açıklıyor. Çin yönetimi; yoksulluğun azaltılması, gelir ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi, eğitim ve sağlık imkânlarının geliştirilmesi ile modernleşmenin sağladığı kazanımların topluma yayılmasını insan haklarının uygulanmasında temel göstergeler arasında değerlendiriyor. Fu’nun yaptığı “halkın mutlu bir şekilde yaşaması” vurgusu, Çin’in bu konudaki politika anlayışını özetliyor. Kısacası Çin’in insan hakları yaklaşımında toplumsal refah artık merkezi bir konum taşıyor. Siyasi ve medeni haklara ilişkin uluslararası tartışmaların yanında kalkınma hakkının ve insanların günlük yaşam koşullarının da güçlü biçimde hesaba katılması isteniyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in kısa süre önce Kalkınma Hakkı Bildirgesi’nin 40. yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada kalkınma, insan hakları ve uluslararası iş birliğinin birlikte ilerlemesi gerektiğini hatırlatması da kalkınma hakkının BM gündemindeki yerini gösteriyor.
BM’de erişilebilirlik hamlesi
Çin’in 6 Ekim’de BM İnsan Hakları Konseyi’nde 47 ülke adına sunduğu “Erişilebilirliğin Geliştirilmesi Yoluyla Herkesin İnsan Haklarından Yararlanmasının Teşvik Edilmesi” başlıklı karar, Konseyin 63. oturumunda oy birliğiyle kabul edildi. Bu gelişme, Çin’in insan hakları diplomasisinin yönünü anlamak açısından dikkat çekici. Çin, kendisine yöneltilen suçlamalara yanıt vermenin ötesinde, insan hakları gündeminde uluslararası destek bulabilecek yeni başlıklar geliştirmeye yöneliyor. Kararın merkezinde erişilebilirlik bulunuyor.
Çin’in BM Cenevre Ofisi nezdindeki Daimi Temsilcisi Jia Guide, erişilebilir yaşam alanlarının oluşturulmasını toplumdaki farklı grupların sosyal hayata eşit koşullarda katılabilmesinin ve haklarından yararlanabilmesinin güvencelerinden biri olarak tanımladı. Kararda nüfusun yaşlanması özellikle ele alındı. Yaşlı dostu yaşam alanlarının geliştirilmesi, toplumsal hizmetlere erişimin kolaylaştırılması ve farklı grupların kamusal hayata katılımının önündeki engellerin azaltılması teşvik edildi.
Gündeme alınan diğer bir alan ise yapay zekâ ve dijital dönüşüm oldu. Yeni teknolojilerin insan yaşamına hızla girmesi, erişilebilirlik tartışmasını fiziksel mekânların dışına taşıyor. Dijital hizmetlerden yararlanamayan yaşlılar, engelliler veya teknolojik altyapıya erişimi sınırlı toplum kesimleri açısından yeni eşitsizlikler ortaya çıkabiliyor. Çin’in sunduğu karar bu nedenle teknolojinin geliştirilmesi ve kullanımında yenilikçilik, kapsayıcılık, açıklık, adalet, güvenlik ve güvenilirlik ilkelerinin gözetilmesi çağrısında bulunuyor. Bu yaklaşım, Çin’in son dönemde BM’de yapay zekâ yönetişimi konusunda yaptığı açıklamalarla da örtüşüyor. Çin, dijital ve akıllı teknolojilerdeki uçurumun ülkeler arasındaki kalkınma farklarını büyütmemesi gerektiğini savunuyor ve gelişmekte olan ülkelerin küresel teknoloji yönetişimindeki temsilinin artırılmasını istiyor. Küba ve Mısır’ın da aralarında bulunduğu ülkelerin erişilebilirlik girişimine destek vermesi, özellikle gelişmekte olan ülkelere teknik yardım sağlanması ve uluslararası iş birliğinin artırılması çağrılarının karşılık bulduğunu gösteriyor.
Çifte standart eleştirisi
BM İnsan Hakları Konseyi’ndeki kararın kabul edildiği 6 Ekim günü, New York’taki BM Genel Kurulu Üçüncü Komitesi’nde ise tartışmanın siyasi boyutu öne çıktı. Çin’in BM Daimi Temsilci Yardımcısı Sun Lei; İngiltere, Avustralya, Japonya, İrlanda, Çekya ve Litvanya temsilcilerinin Çin’in insan hakları durumuna ilişkin eleştirilerini reddetti. Sun, bazı ülkelerin kendi sorunlarını göz ardı ederek başka devletleri insan hakları konusunda yargıladığını belirtti. Çinli diplomatın verdiği yanıtın merkezinde yine kalkınma ve yaşam koşulları yer aldı. Sun, Çin’in mutlak yoksulluğu ortadan kaldırdığını ve yaklaşık 100 milyon kişiyi yoksulluktan çıkardığını ifade etti. Tüm süreçte halk demokrasisinin geliştirildiğini söyleyen Sun, Çin hükümetine yönelik halk desteği ve memnuniyetinin yıllardır yüzde 90’ın üzerinde seyrettiğini hatırlattı.
Xinjiang ve Xizang konusunda da Çin’in resmi tutumunu yineleyen Sun, bu bölgelerde yaşayan etnik grupların siyasi, ekonomik ve kültürel hakları ile dini inanç özgürlüklerinin güvence altında bulunduğunu söyledi. Sun’un konuşmasının son bölümü ise Çin’in bundan sonraki politikasının işaretlerini verdi: Çin kendi ulusal koşullarına uygun gördüğü insan hakları gelişim yolunu sürdürecek, ülkeler arasında yapıcı diyaloğu destekleyecek ve insan hakları meselelerinin siyasi mücadele aracı haline getirilmesine karşı çıkacak.
BM’de çizilen yeni çerçeve
Tüm bu gelişmeler birlikte okunduğunda Çin’in insan hakları politikasında dört ana unsur belirginleşiyor: Kalkınma hakkı, ulusal koşullara uygun model arayışı, ülkelerin uluslararası mekanizmalarda eşit söz hakkı ve insan haklarının siyasi baskı aracı olarak kullanılmasına karşı çıkılması. Bunlara giderek güçlenen beşinci bir unsur da ekleniyor: Küresel insan hakları gündeminin kapsamını genişletme çabası.
Yaşlanan nüfusun ihtiyaçları, engellilerin toplumsal hayata katılımı, dijital hizmetlere erişim, yapay zekânın doğurabileceği yeni eşitsizlikler ve gelişmekte olan ülkelere teknolojik destek sağlanması gibi başlıklar, Çin’in BM platformlarına taşıdığı gündemde daha fazla yer buluyor. Burada önemli bir diplomatik değişim göze çarpıyor. Çin, uluslararası insan hakları tartışmalarında kendisine yöneltilen eleştirilere yanıt veren ülke konumunun ötesine geçerek gündem oluşturan aktörlerden biri olmayı hedefliyor. 47 ülke adına sunulan erişilebilirlik kararının oy birliğiyle kabul edilmesi bu arayışın somut örneklerinden biri olarak kayda geçti.
Bu politika, Çin’in küresel yönetişime ilişkin daha geniş yaklaşımıyla da bağlantılı. Çin; güvenlikten kalkınmaya, iklimden yapay zekâya kadar farklı alanlarda gelişmekte olan ülkelerin temsilinin artırılmasını, çok taraflılığın güçlendirilmesini ve BM’nin merkezi rolünün korunmasını savunuyor. İnsan hakları konusu da aynı diplomatik çerçeve içinde ele alınıyor.
Dünyaya verilen net mesaj
Ekim ayının ilk haftasında BM’nin New York ve Cenevre merkezlerinden gelen açıklamalar, Çin’in insan hakları konusunda uluslararası kamuoyuna vermek istediği mesajı belirginleştirdi. Çin’e göre insan haklarının gelişimi tek bir modele bağlanamaz. Ülkelerin tarihsel deneyimleri, toplumsal koşulları ve kalkınma düzeyleri dikkate alınmalı. Halkın yaşam standartlarının yükseltilmesi, yoksulluğun azaltılması ve kalkınmanın sağladığı imkânlara erişimin genişletilmesi insan hakları değerlendirmelerinde daha güçlü biçimde hesaba katılmalı. Devletler uluslararası insan hakları mekanizmalarına eşit koşullarda katılmalı ve siyasi anlaşmazlıklar insan hakları üzerinden baskı aracına dönüştürülmemeli.
Çin’in yaklaşımının diğer ayağında ise somut uluslararası iş birliği bulunuyor. Erişilebilirlik, yaşlı dostu toplum, dijital kapsayıcılık ve gelişmekte olan ülkelere teknolojik destek gibi alanlarda ortak hareket edilmesi öneriliyor. Böylece Çin, BM çatısı altında iki yönlü bir diplomasi yürütüyor: Xinjiang ve Xizang gibi konularda kendisine yöneltilen suçlamaları reddediyor; küresel insan hakları yönetişiminde kalkınma, kapsayıcılık, eşit katılım ve işbirliğini öne çıkaran kendi yaklaşımını uluslararası gündeme taşıyor.
2 Ekim’de Fu Cong’un insan haklarının siyasallaştırılmasına karşı yaptığı çıkışla başlayan süreç, 4 Ekim’de Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi konusundaki suçlamalara verilen yanıtla devam etti. 6 Ekim’de 47 ülkenin desteğiyle hazırlanan erişilebilirlik kararının BM İnsan Hakları Konseyi’nde oy birliğiyle kabul edilmesi ve Sun Lei’nin aynı gün Üçüncü Komite’de yaptığı açıklama ise Çin’in siyasi çizgisini tamamladı.
Ortaya çıkan mesaj açık: Çin, insan haklarını küresel siyasi rekabetin araçlarından biri olarak gören yaklaşıma itiraz ediyor; kalkınmanın insan yaşamına sağladığı somut kazanımların daha fazla dikkate alınmasını istiyor ve ülkelerin farklı gelişim yollarına saygı gösterilmesini savunuyor. Çin aynı zamanda BM merkezli çok taraflı sistemi, bu yaklaşımını uluslararası zemine taşıyacağı temel platform olarak konumlandırıyor. Bu yönelim, önümüzdeki dönemde insan hakları tartışmasının yalnızca Çin ile Batılı ülkeler arasındaki karşılıklı eleştiriler üzerinden ilerlemeyeceğine işaret ediyor. Asıl tartışma giderek küresel insan hakları yönetişiminde hangi konuların öncelik taşıyacağı, standartların nasıl belirleneceği ve bu süreçte kimin ne ölçüde söz sahibi olacağı soruları etrafında şekilleniyor.
Hibya Haber Ajansı




