Giriş Yap Arşiv Künye

Çin’in üretim gücü tehdit değil küresel fırsattır


Son yıllarda bazı Batılı ekonomiler, sanayideki rekabet güçlerini ve pazar paylarını korumak amacıyla ekonomik ve ticari konuları siyasallaştırıyor.

Tarih: 30 Temmuz 2026 11:08:06

Çinin sözde aşırı üretim kapasitesine” sahip olduğu ve dünyayı “Çin Şoku 2.0”ın beklediği yönündeki iddialar körüklenirken, bu söylemler çeşitli korumacı önlemlere gerekçe gösteriliyor. Peki gerçek tablo ne? Çinin üretim kapasitesi dünyaya ne kazandırıyor?

Çin Ticaret Bakanlığı, 28 Temmuzda Sözde Aşırı Kapasite Sorunu Hakkında Çinin Pozisyonu” başlıklı bir belge yayımladı. Ayrıntılı veriler ve somut örnekler içeren belge, küresel üretim kapasitesi ile sözde aşırı kapasite” meselesinin bütüncül ve nesnel biçimde değerlendirilmesine imkân tanıyor.

Aşırı üretim kapasitesi” konusunda dünya genelinde kabul görmüş ortak bir tanım bulunmuyor. Kapasite kullanım oranı genellikle temel ölçütlerden biri olarak alınsa da değerlendirme yapılırken her ülkenin ekonomik koşullarının dikkate alınması gerekiyor. İlgili kuruluşların verilerine göre kapasite kullanım oranı gelişmiş ve hızlı büyüyen ekonomilerde çoğunlukla yüzde 75-80, az gelişmiş ülkelerde ise yüzde 50-64 aralığında seyrediyor.

Dünyanın en büyük gelişmekte olan ülkesi olan Çin, arz yönlü yapısal reformlarını sürdürüyor. Çinde yıllık faaliyet geliri 20 milyon yuanın üzerindeki sanayi işletmelerinin kapasite kullanım oranı 2025te yüzde 74,4 olarak kaydedildi. Bu oran makul kabul edilen aralığa oldukça yakın.

Buna rağmen bazı ekonomiler, jeopolitik hedefler ve ticari korumacılık doğrultusunda aşırı üretim kapasitesi” kavramını tek yönlü ve genellemeci biçimde kullanıyor. Bu yolla Çinin kalkınmasını sınırlamaya ve olağan uluslararası ekonomik ve ticari işbirliğinin önüne engeller çıkarmaya çalışıyorlar.

Çin Ticaret Bakanlığı tarafından yayımlanan yaklaşık 10 bin karakterlik tutum belgesi, söz konusu iddialara çok yönlü yanıt veriyor. Belgede Çinin endüstri ve tedarik zincirlerinin geliştirilmesindeki uluslararası iş birliğini güçlendirmek ve küresel ticarette karşılıklı faydayı artırmak için attığı adımlar ayrıntılarıyla ortaya konuluyor.

Endüstriyel sübvansiyon, dünyada yaygın bir uygulama

Belgede, Çinin endüstriyel sübvansiyonların aşırı üretim kapasitesine yol açtığı iddiasına da açıklık getiriliyor. Buna göre sübvansiyonlar tek başına sorun teşkil etmiyor. Önemli olan, bu desteklerin Dünya Ticaret Örgütü’nün açıklık, adalet ve kurallara uygunluk ilkeleri doğrultusunda uygulanması.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın çeşitli raporları, endüstrilere yönelik destek politikalarının son beş yılda dünya genelinde arttığını gösteriyor. Ar-Ge sübvansiyonları, vergi teşvikleri ve düşük faizli krediler, gelişmekte olan sektörleri desteklemek amacıyla birçok ülke tarafından yaygın biçimde kullanılıyor.

DTÖ kurallarına bağlı kalan Çin de uluslararası uygulamalarla uyumlu bir sübvansiyon sistemi oluşturmaya devam ediyor. Çindeki destek politikaları, yerli veya yabancı ayrımı gözetilmeksizin tüm piyasa aktörlerine eşit biçimde uygulanıyor.

Eski tüketim ürünlerinin yenileriyle değiştirilmesini teşvik eden kampanya bunun örneklerinden biri. Yabancı sermayeli işletmeler de kampanyaya katılabiliyor ve sağlanan desteklerden yerli şirketlerle aynı koşullarda yararlanabiliyor.

Dahası, Çinin birçok sektörde elde ettiği teknolojik başarılar uzun yıllara yayılan, yüksek maliyetli Ar-Ge çalışmalarının ve zorlu teknik engellerin aşılmasının sonucu. Bu ilerlemeleri yalnızca hükümet sübvansiyonlarıyla açıklamak mümkün değil.

Ticaret fazlası aşırı kapasite anlamına gelmez

ABD başta olmak üzere bazı Batılı ülkeler, Çinin mal ticaretindeki fazlasını “aşırı üretim kapasitesinin” göstergesi olarak sunuyor. Çin Ticaret Bakanlığı’nın belgesi, çok sayıda örnekle bu yaklaşımın temelsiz olduğunu ortaya koyuyor.

Sorumlu bir büyük ülke olan Çin, hiçbir zaman bilinçli olarak ticaret fazlası peşinde koşmadı. Çinin ihracatındaki artış, ulusal ekonominin ölçeğinin artmasının ve yenilik kapasitesinin güçlenmesinin yanı sıra diğer ülkelerin yeşil dönüşüm ve sanayileşme süreçlerinde ortaya çıkan ihtiyaçlardan kaynaklanıyor.

Bazı Batılı ülkelerin kendi ekonomik büyümelerindeki yavaşlamayı ve sanayi dönüşümünde yaşadıkları gecikmeleri Çinin gelişimine bağlamaları ekonomik gerçeklerle örtüşmüyor.

Yüksek ticaret fazlası mutlaka aşırı üretim kapasitesi anlamına gelir” şeklindeki mantık kabul edilirse, aynı ölçütün Batılı şirketlere ve sektörlere de uygulanması gerekir. ABDde üretilen çiplerin yüzde 80i ihraç edilirken Boeingin teslim ettiği ticari uçakların yaklaşık üçte ikisi Kuzey Amerika dışındaki müşterilere satılıyor. Bu durumda yüksek ihracat oranına sahip bu sektörlerin de aşırı üretim kapasitesi” kapsamında değerlendirilmesi gerekmez mi? Batı, bu örnekler karşısında neden sessiz kalıyor?

Çin dünyaya yeni fırsatlar sunuyor

Çin; geniş pazarını, güçlü endüstri altyapısını ve teknolojik ilerlemesini kullanarak dünyaya daha fazla pazar, kalkınma ve yenilik fırsatı sunuyor. Böylece “Çin Fırsatı 2.0” olarak adlandırılan yeni dönem giderek belirginleşiyor.

Yeni enerjili araçlar, lityum bataryalar ve güneş enerjisi ürünlerinden oluşan “yeni üçlü” dünya genelinde giderek daha fazla ilgi görürken, yapay zekâ, robotlar ve yenilikçi ilaçlardan oluşan yeni nesil “üçlü” de hızla yükseliyor. Bu gelişmeler, küresel yeşil ve düşük karbonlu dönüşümün yanı sıra teknolojik ilerlemeye de güçlü katkı sağlıyor.

Üretim kapasitesindeki dönemsel fazlalıklar, piyasa ekonomilerinde görülebilen dinamik bir olgu. Bu nedenle ilgili ekonomilerin konuya ekonomik kurallar temelinde, nesnel ve çok yönlü yaklaşmaları gerekiyor. Kendi yapısal sorunlarının sorumluluğunu Çine yüklemek, bu sorunların çözümüne katkı sağlamayacağı gibi küresel ekonomik ve ticari işbirliğine de zarar verecektir.

Hibya Haber Ajansı



Piramit Menkul Kıymetler A.Ş.
Araba Hayali