İskoçya'nın Ayrshire bölgesinde, 6 Temmuz 1895'te Kilmarnock yakınlarındaki ''Overland'' adlı aile çiftliğinde doğan Bowie, Almanya ile savaş ilan edildiğinde, 1914 yılında Royal Scots Fusiliers (RSF) birliğine teğmen olarak katıldı.
1. Dünya Savaşı sırasında, Birleşik Krallık genelinde yaygın olduğu gibi Bowie'nin birliği de yerel bölgedeki askerlerden oluştu. Bu nedenle, taburundaki 850 askerin (4. Royal Scots Fusiliers) tamamı, birbirini tanıyan arkadaş, akraba ve komşulardan oluşuyordu.
Büyükbabam, çok şanslı bir insandı
Teğmen James Caldwell Bowie ile aynı adı taşıyan ve Avustralya'da yaşayan torunu James Bowie, HİBYA muhabirine yaptığı açıklamada, aile içinde, nesilden nesile, 1. Dünya Savaşı sırasında yaşanan büyük can kayıplarının sık sık vurgulandığı, hayatta kalmada şansın ve kaderin ne kadar önemli olduğunu dile getiren hikayeler anlatıldığını söyledi.
Bowie, büyükbabasının çok şanslı bir insan olduğunu belirterek, ''Gelibolu harekatından sağ kurtuldu. Daha sonra katıldığı Kraliyet Uçan Kolordusu'nda da (Royal Flying Corps) hayatta kalmayı başardı. O dönemde, bu birliklerde hayatta kalma şansı, piyadeden bile daha düşüktü. Ayrıca, RSF birliğinin bazı bölümlerini Liverpool'a taşıyan trende bulunmaması da büyük bir şanstı. Bu tren, Quintinshill'de başka bir trenle çarpışmış ve askerlerin 226'sı daha İngiltere'den ayrılmadan ölmüştü.'' dedi.
Farklı bir trene binen büyükbabasının 11 Mayıs 1915'te Liverpool'dan SS Mauretania adlı gemisiyle yola çıktığını, 6 Haziran'da Gelibolu açıklarına ulaştığını ve 8 Haziran'da Cape Helles'teki (Seddülbahir bölgesi) çıkarmaya katıldığını aktaran Bowie, dinlediği anılarla ilgili şunları paylaştı:
''Küçük bir çocukken dinlediğim büyükbabamdan en çok hatırladığım şey, ilk büyük saldırının tamamen kafa karıştırıcı olduğuydu. Günün sonunda hücum eden 850 kişiden geriye subay olarak sadece kendisinin kaldığını ve yaklaşık 200–250 kadar savaşabilecek durumda askerin hayatta olduğunu anlatırdı. Ayrıca, kendi taburları 5. RSF ile birleştirildiğinde, toplam güçlerinin ancak yarıya ulaştığını söylerdi. Yani, güne yaklaşık 1800–1900 askerle başlayıp, ilk saldırının sonunda sadece 400–500 asker savaşabilecek durumda kalmıştı.''
James Bowie, hatıraların biraz değiştirilmiş olabileceği düşüncesiyle, büyükbabasına verilen ve birliğinin bağlı olduğu tümenin tarihini anlatan bir kitaba bakıp, kontrol etme gereğini duyduğunu bildirdi.

Bu kitabın, Yarbay R. Thompson tarafından yazılan ''Fifty Second (Lowland) Division 1914–1918'' adlı eser olduğunu ifade eden Bowie ''Bu kitap, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, bu tümende görev yapmış ve hayatını kaybetmiş askerleri onurlandırmak amacıyla yazılmıştır. Ne yazık ki bu anlatım, büyükbabamın anlattıklarını doğrulamakla kalmadı, aynı zamanda durumun onun anlattığından çok daha kötü olduğunu da gösterdi. Kitapta da belirtildiği gibi, Royal Scots Fusiliers'ıi 4. Taburu'nun ilk büyük saldırısı, 12–13 Temmuz'da gerçekleşti. Büyükbabamdan duyduğuma benzer şekilde, saldırı aslında bir gün önce saat 15.45’te başlamıştı. Fransızlar, Türkleri 'yumuşatmak' için birkaç saat süren bir topçu bombardımanı yapmıştı.'' diye konuştu.
12 Temmuz'daki saldırı
Alayın tarihi kayıtlarına göre, 12 Temmuz'un bulutsuz bir gökyüzü ve parlak güneşle başladığını, askerlerin moralinin son derece yüksek olduğunu anlatan Bowie, ''Saat 04.30'da Fransız topçusu ateşe başladı. Yüksek patlayıcılı ve şarapnel mermileriyle Türk siperlerini ve Achi Baba (Alçıtepe) yamaçlarını vurdu. Bölge, toz ve duman bulutlarıyla kaplandı. Türk topçusu da karşılık verdi ve bu da çok sayıda kayba yol açtı.'' dedi.
Bowie, saat 07.30'da Fransız topçusunun ateşi kestiğini, Royal Scots Fusiliers askerlerinin tezahüratlar eşliğinde ileri atıldığını belirterek, söz konusu kitaptaki şu alıntının, her şeyi açıkça anlattığını söyledi:
''Bunu bizzat görmemiş olan hiç kimse, yaklaşık 400 metre genişliğindeki bir arazinin nasıl kaynayan bir cehenneme dönüştüğünü hayal edemez. Tüfek ve makineli tüfek mermileri toprağı parçalar, kulağın yanından vızıldayarak geçer ya da taşlara çarpıp sekerek uzaklaşır. Şarapnel parçaları havada patlar, kurşunlar toprağa sert şekilde çarpar. Yer büyük yarıklarla parçalanır, tahtalar, kum torbaları, toprak parçaları ve büyük, düzensiz çelik parçaları havada savrulur. Gürültü tarif edilemez, sinirleri yıpratan, kesintisiz, sağır edici bir uğultudur. Dağılan duman bulutları ise bu lanetli cehennemi ancak aralıklarla görmeye izin verir.''
Kitapta anlatıldığı gibi, Royal Scots Fusiliers'in daha en başından ağır kayıplar vermeye başladığını aktaran Bowie, şöyle devam etti:
''Taarruza katılan 4. RSF'ye ait 13 subaydan 12'si, askerlerin büyük çoğunluğuyla birlikte, bu iki kısa siper hattı ele geçirilmeden önce hayatını kaybetmişti. Büyükbabam, hayatta kalan 'şanslı' 13. subaydı. Ne yazık ki bu tarih kitabındaki anlatım, büyükbabamın verdiği kayıp ve yaralı sayılarının doğru olduğunu kanıtlıyordu. Aynı zamanda, büyükbabamın söylediği şu şeyin de muhtemelen doğru olduğunu gösteriyor, savaşın sonunda, başlangıçtaki 850 askerden yaklaşık 12 kişi hala savaşabilecek durumdaydı.''
Türk askerinin merhameti
James Bowie, arkadaşlarının yaşadığı korkunç kayıplara rağmen, büyükbabasının Türk askerleri hakkında her zaman saygılı ve övgü dolu konuştuğuna işaret etti.
Onun anlattığı ve kendisinin hatırladığı bir hikayenin, savaşta sadece şansın ne kadar önemli olduğunu değil, düşmanların bile merhamet gösterebildiğini ortaya koyduğunu dile getiren Bowie, ''Bu olayda büyükbabam, yanında duran bir adamla birlikteyken, aralarına bir bombanın düştüğünü anlatırdı. Patlamadan çıkan şarapnel parçaları, büyükbabamın yanından ıslık çalarak geçip, ona isabet etmezken, yanındaki askerin vücudunu keserek, bağırsaklarının dışarı çıkmasına neden olmuştu. Normalde yaşama şansı yoktu. Büyükbabamın söylediğine göre ilk yardım noktası çok yakındı, açık araziden düz bir hat üzerinde muhtemelen 80 metreden bile daha az bir mesafedeydi. Ancak siperlerin karmaşık yapısı içinde ilerlemek çok uzun süreceği için, bu kadar kan kaybıyla hayatta kalması mümkün değildi.'' ifadesini kullandı.
Bowie, ağır yarasına rağmen o askerin bağırsaklarını eliyle tekrar karnına yerleştirip, siperi aşıp, dışarı çıktığını ve kendisine az önce bombayı atan Türk askerlerinin açık görüş alanında, doğrudan ilk yardım noktasına doğru koştuğunu belirterek, ''Bu asker aslında çok kolay bir hedef olabilirdi. Ancak büyükbabam, Türklerin merhamet gösterdiğini ve askerin güvenli bir şekilde geçmesine izin verdiğini söylerdi. İnanılmaz ama bu asker yaralarından kurtulmayı başardı.'' dedi.
111 yıllık İncil ve battaniye
Bowie, ailesinin, büyükbabasının ülkesine hizmet etmiş olmasından hala büyük gurur duyduğunu söyledi.
Büyükbabasının arkadaşlarını kaybetmenin acısını hep dile getirdiğini, onun son derece vatansever olduğunu vurgulayan Bowie, ''Bu duyguyu babama da aktardı. Babam daha sonra İngiliz Kraliyet Ordusu Tıbbi Birliği'nde (Royal Army Medical Corps) cerrah olarak görev yaptı, ardından 1966 yılında Avustralya'ya göç etti ve Vietnam Savaşı sırasında 1 yıl cerrahi ekipte çalıştı.'' dedi.

Bowie, büyükbabasının üniformasının, Cape Helles'te kullandığı battaniye ve savaşa giderken büyükannesi ve büyükbabası tarafından kendisine verilen İncil'in aile tarafından saklandığını bildirdi.
Büyükbabasının bu İncil'i savaş boyunca yanında taşıdığını, hala üzerinde, Gelibolu yağmurlarından kaynaklanan su lekeleri bulunduğunu dile getiren Bowie, ''Her yıl 25 Nisan'da Avustralya, Gelibolu Harekatı'nı 'Anzak Günü' adı verilen şafak töreniyle anmaktadır. Babam bu törenlere katılmayı her zaman çok önemserdi ve biz de bu geleneği sürdürmeye çalışıyoruz. Birçok kez babam, büyükbabamın İncil'ini ve battaniyesini Anzak törenlerine götürdü. Hatta bu battaniye, saygı duruşunda bulunmak için katıldığımız soğuk şafak saatlerinde oğlumu sıcak tutmak için de kullanıldı.'' diye konuştu.
Bowie, hala büyükbabasının nasıl bu kadar şanslı olduğunu anlayamadıklarını, bazen bu şansın, yanında taşıdığı İncil'den, Allah'a ve ülkesine olan inancından mı geldiğini düşündüğünü, bunu asla bilemeyeceklerini ama bu eşyaların ailesi için her zaman çok değerli kalacağını sözlerine ekledi.
Hibya Haber Ajansı



