Edmondson, savaşın ardından da siper arkadaşlarının naaşlarını bulmak, kimliklerini tespit etmek ve uygun şekilde defnetmek için tekrar Gelibolu Yarımadası'nda bulundu.
Yeni Zelanda'nın Nelson kasabasında 21.09.1896 tarihinde doğan Onbaşı Edmondson, çevresindeki pek çok kişinin gönüllü olarak savaşa katılmasından etkilendi. Arkadaşlarını yalnız bırakmak istemeyen ve silah altına alınan Cedric Edmondson, 1915 yılında Trentham Ordu Kampı'nda eğitim gördükten sonra Canterbury Mounted Rifles birliğine katıldı ve Avustralya kuvvetleriyle Mısır'a gönderildi.
Avustralya'nın Queensland eyaletindeki Gold Coast'ta yaşamını sürdüren, 1. Dünya Savaşı gazisi Cedric Edmondson'un torunu Robert Edmondson, HİBYA muhabirine yaptığı açıklamada, dedesinin Gelibolu ve Sina dahil birçok cephede bulunup, sağ kurtulduğunu, ayrıca Birüssebi Muharebesi'ndeki son süvari hücumuna da katıldığını söyledi.

Edmondson, 9 ay süren kanlı çatışmaların, 25 Nisan 1915'ten Ocak 1916'ya kadar devam ettiğini, savaş sona erdiğinde her iki tarafta da yüz binlerce ölü ve yaralının olduğunu belirterek, ''8 bin 556 Yeni Zelandalı asker Gelibolu'ya çıktı. Bunlar, Yeni Zelanda'nın her şehir ve bölgesinden gelen genç adamlardı. Gelibolu Harekatı sırasında, 2 bin 721 asker hayatını kaybetti, 4 bin 752'si yaralandı. Toplam zayiat sayısı 7 bin 473'tü. Bu rakam, Yeni Zelanda'daki neredeyse her evde hissedilen büyük bir trajediydi.'' dedi.
Gelibolu Yarımadası'ndaki çatışmalarda arkadaşlarının çoğunun ölümüne şahit olan büyükbabasının, savaş bittikten sonra hayatını kaybeden Anzak askerlerinin bulunması, kimliklerinin tespit edilmesi ve yeniden gömülmesine yardım için gönüllü olarak Çanakkale'ye döndüğünü dile getiren Edmondson, ''Anzak Günü törenlerine hayatının sonlarına doğru katılmaya başlamıştı. Bu törenler onu çok üzerdi, çünkü kaybettiği arkadaşlarını hatırlatırdı.'' diye konuştu.

Türk askerine en üst düzeyde saygı duyuldu
Torun Robert Edmondson, Yeni Zelanda ve Avustralya kuvvetlerinin karşı karşıya geldikleri Türk askeri hakkında düşündüklerinin en üst düzeyde saygı olduğunu dile getirdi.
Gelibolu Cephesi'nde Anzak askerlerinin, Türkleri genellikle onurlu, cesur ve ''temiz'' savaşan askerler olarak gördüğünü belirten Edmondson, ''Acımasız koşullara rağmen, farklı cephelerde zorlu koşullarda savaşan askerler arasında karşılıklı saygı ve insani davranışlar oluştu. Anzaklar, Türklerden sık sık 'Johnny Turk' ya da 'Abdul' diye söz ediyordu.'' dedi.
Edmondson, 1919 yılının başlarında, başta Yeni Zelanda ve Avustralya Mezarlık Birliği ve Mezarlık Kayıt Birimi olmak üzere gönüllülerin hayatını kaybeden silah arkadaşlarının cenazelerini bulmak ve gömmek için Gelibolu'ya döndüklerinde ''korkunç'' bir manzarayla karşılaştığını belirterek, şunları söyledi:
''Bu iş, 3 yıldan fazla açık havada kalmış binlerce askerin yeniden gömülmesini gerektiren 'tatsız' bir görev olarak tanımlandı. Askerlerin kemikleri toprak üzerine çıkmış, korkunç bir görüntü hakimdi. Büyükbabam ve diğer gönüllüler, Gelibolu'ya döndüklerinde tam olarak bu hisleri yaşadı. Savaş sona erdikten ve askerlerin çoğu evlerine döndükten sonra, bu gönüllüler savaşın tüm dehşetini yaşamış olmalarına rağmen evlerine dönmemeye karar verdi. Hayatını kaybeden arkadaşlarının naaşlarını bulup, kimliklerini tespit edip, onları yeniden uygun şekilde defnettiler.''

Büyükbabasının 1. Dünya Savaşı'nın ardından Yeni Zelanda'ya geri döndüğünü, bir süre çiftlikte çalışıp, daha sonra balıkçılığa başladığını ve 1972 yılında, 76 yaşında yaşama gözlerini yumduğunu aktaran Edmondson, kendisinde hatıra olarak, dedesinin süngüsü, bazı pirinç üniforma düğmeleri, hizmet şeritleri ve savaş sertifikasının kopyasının, ağabeyinde ise savaş madalyalarının bulunduğunu kaydetti.




Hibya Haber Ajansı



