Giriş Yap Arşiv Künye

Erdoğan: Barış ve güvenlik adalet olmadan olmaz


İstanbul, 9 Ekim (Hibya)- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Adalet Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, uluslararası sistemin temsil, işlev ve meşruiyet açısından ağır yara aldığını belirterek, “Dünya beşten büyüktür” ve “Daha adil bir dünya mümkündür” mesajlarını verdi. Gazze’de yaşananlara, uluslararası hukukun uygulanmasına ve sınır aşan suçlarla mücadeleye değinen Erdoğan, Türkiye’nin mazlumların ve mağdurların hakkını savunmaya devam edeceğini söyledi.

Tarih: 09 Ekim 2026 12:03:12

Vakıf Katılım 970

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından bazı satır başları şöyle:

“Sizlerle bir arada olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Kıtaları ve gönülleri birbirine bağlayan aziz İstanbul’umuza ve Türkiye’ye hepiniz hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Sizlerin vasıtasıyla ülkelerimizde yaşayan dost ve kardeşlerimizin tamamına şahsım ve milletim adına en içten selamlarımı gönderiyorum. Uluslararası Adalet Zirvesi’nin ülkelerimiz, halklarımız ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Zirve kapsamında yapılan panel ve istişarelerin somut ve uygulanabilir neticelere vesile olmasını yürekten temenni ediyorum. Uluslararası insancıl hukuk, enerji dönüşümü hukuku, dijital dünyada uluslararası adalet, göç ve sorumluluk paylaşımı gibi hem güncel hem de kapsamlı meseleleri ihtiva eden bu oturumları çok kıymetli bulduğumu özellikle ifade ediyorum. Bu anlamda iki gün boyunca fikir ve görüşlerini ifade eden, değerlendirmeleriyle zirveye katkı veren tüm katılımcılara şükranlarımı sunuyorum.

 Adaletin geleceği, insanlık için ortak sorumluluk temasıyla tertiplenen bu zirvenin adalet, hukuk devleti ve uluslararası iş birliği alanlarında ortak bir zemin oluşturmasını, farklı hukuk sistemleri arasındaki diyalog ve etkileşimi güçlendirmesini, hukuk diplomasi faaliyetlerine yeni bir ivme kazandırmasını can-ı gönülden temenni ediyorum. Zirvenin başarıyla ev sahipliğini yapan Adalet Bakanlığımızı Sayın Bakan ve ekibini gönülden tebrik ediyor, organizasyona emeği geçen tüm kardeşlerime ayrıca tebriklerimi, takdirlerimi iletiyorum.

Kıymetli misafirler, sözlerimin hemen başında şu hususun altını çizmek isterim. Bakınız, şu anda farklı ülkelerden, farklı bölgelerden gelen konuklarımızla bu tarihi salonda bir aradayız. Vatandaşı olduğumuz devletlerin, mensubu olduğumuz milletlerin birbirinden farklı anayasaları, hukuk sistemleri, yasal ve idari mevzuatları var. Aynı şekilde burada temsil edilen her devletin, her milletin kendine has bir hukuk geleneği, kuralları, mazlumesi, birbirinden farklı teamülleri var. Fakat yasama süreçlerimiz, yargılama usullerimiz, hukuku tatbik etme biçimlerimiz ne kadar farklı olursa olsun adalet dediğimizde hepimizin zihninde beliren düşünce zannediyorum aynıdır. Adalet, haklıya hakkının teslim edilmesidir. Adalet, güçsüzün güçlüye ezdirilmemesidir. Adalet, mazlumun zalimden koruma kudretidir. Adalet, devletin üzerine bina edildiği temeldir. Bu yönüyle adalet, insanlığın ortak hedefi, ortak ideali, ortak mefkuresidir.

Şu gerçeklerin hepimiz çok net farkındayız. Vicdan ve hakkaniyetin terk edildiği yerde adalet olmaz. Kanun önünde eşitliğin göz ardı edildiği bir hukuk sisteminde adalet olmaz. Aynı şekilde mükafat ve mücazat dengesinin iyi kurulmadığı, hak ve özgürlüklerin giderek aşındığı bir ortamda adalet kendisine yer bulamaz.

Değerli dostlar, bu hususların her biri tüm aktörleriyle ve kurumlarıyla uluslararası sistem içinde geçerlidir. Devletin en temel sorumluluğu nasıl ki adaleti tevzi etmekse kural ve ilke temelli olduğu iddia edilen uluslararası sistemin de asli misyonu küresel barış ve güvenliği tesis etmektir. Nitekim 81 yıl önce San Francisco’da imzalanan ve bugünkü sistemin hukuki zeminini oluşturan Birleşmiş Milletler şartının birinci maddesi uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına ilişkindir. Uluslararası barış ve güvenlik ise hepimiz biliyoruz ki adalet olmadan sağlanamaz.

Bugün ne yazık ki hem temsil hem işlev hem de meşruiyet açısından ağır yara almış, güven ve itibar erozyonuna uğramış bir uluslararası sistemle karşı karşıyayız. Birleşmiş Milletler çatısı altındaki 190’dan fazla ülkenin iradesinin veto imtiyazına sahip sadece beş ülkenin dünyanın kararlarına bağlı olduğu bir yapının adil ve sağlıklı olmadığının hepimiz bilincindeyiz. Birileri odadaki fili görmemekte ısrar etse de mevcut sistemin hakkaniyetli ve sürdürülebilir olmadığını artık herkes biliyor.

Uluslararası hukuk neredeyse askıya alınmış durumda. Uluslararası anlaşmalar deyim yerindeyse hükmünü yitirmiş durumda. Uluslararası mahkemelerin verdikleri kararlar aynı şekilde uygulanamaz durumda. İlkeler, normlar, sistemin merkezinde yer alan kurallar bunların tamamı ayaklar altına alınmış durumda.

Kıymetli dostlar, bunları hamaset olsun, polemik olsun veya ajitasyon için söylemiyorum. Tam tersine bunlar yüzleşmemiz gereken acı gerçeklerdir. Kabul edelim ki neresinden tutsanız elinizde kalan bir sistem var ve bu sistemin küresel ölçekte yol açtığı sıkıntılara hepimiz tanıklık ediyoruz.

Eğitim ve teknolojiye erişim, iklim kriziyle mücadele, gıda güvenliği ve gelir adaletsizliği başta olmak üzere ülkeler arasındaki makas giderek açılıyor. Dünyanın bir bölümü son derece kısıtlı şartlar altında yokluk ve yoksulluk içinde hayata tutunmaya çalışırken lüks ve şatafat içinde yaşayan diğer bir kesim sistemin tüm nimetlerinden faydalanıyor. Soruyorum: dünya genelinde sayısı 60 bini ancak bulan bir avuç elitin 4 milyar insandan 3 kat daha fazla servete, gelire, imkana sahip olması adil midir? Hakkaniyetli midir? Aynı şekilde çevreyi hoyratça kirleterek zenginleşen gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğinde hemen hiçbir etkisi olmayan ülkeleri yalnız bırakması adil ve hakkaniyetli midir?

Krizlerin çatışmaları tetiklediği, çatışmaların savaşların takip ettiği, savaşların ise istikrarsızlıkla neticelendiği bir tabloda sistemde bir sorun yok diyebilir miyiz? Sistemdeki yapısal sorunları enerji güvenliğinden ticaret yollarına, lojistik ve ulaştırma koridorlarından teknolojik ve sivil altyapıya kadar her alanda hepimiz yaşamıyor muyuz?

Bakınız, şurası çok önemlidir. Küresel petrol ihracatının yüzde 35’inin geçtiği Ümrümüzdeki tıkanıklık, onca çabaya rağmen aylardır bir türlü giderilemedi. Rusya ve Ukrayna arasında 4,5 yılı geride bırakan savaş her ay binlerce can kaybıyla halen devam ediyor. Lübnan’da, Yemen’de, Somali’de, Sudan’da bölgemizin ve dünyanın daha pek çok yerinde neler yaşandığını hepimiz görüyoruz.

Hepsinden önemlisi Gazze’de, tam üç yıldır tüm dünyanın gözleri önünde insanlar vahşice öldürülüyor. Siviller acımasızca şehit ediliyor. Çoğu çocuk ve kadın 74 binden fazla Gazzeli katledildi. Savaşta bile dokunulmaması gereken okullar yerle yeksan edildi. Üniversiteler, hastaneler, ibadethaneler vuruldu. Binlerce çocuk, belini, ayağını, vücudunun bir azasını kaybetti. Gazze, kendini uluslararası hukukun üstünde gören kibirli, radikal ve öldürmeye doymayan bir soykırım şebekesi tarafından dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü.

Biliyorsunuz ülkemizin katkılarıyla geçen yıl bir ateşkes tesis edilmişti. Filistinli kardeşlerimizin riayet ettiği bu ateşkes, İsrail hükümeti tarafından binlerce kez ihlal edildi. Ateşkesin yürürlüğe girdiği 11 Ekim 2025’ten bu yana 1.500 Filistinli bu saldırılarda katledildi. 5 bin… Binler fazla insan yaralandı. Batı Şeria’da yasa dışı yerleşim faaliyetleri fanatik grupların devlet destekli organize suç ve şiddet eylemleriyle devam ediyor. Kudüs’teki kutsal mekanlar baskına uğruyor. Tarihi ve hukuki statüleri haydutlukla değiştirilmek isteniyor. İsrail, komşuları başta olmak üzere bölgenin huzur ve güvenliğini kendisi için doğrudan tehdit unsuru olarak değerlendiriyor.

Üstüne üstlük ifade etmek isterim ki bu acı manzara karşısında uluslararası toplumun gerekli tepkiyi vermediğinin yargı ve yaptırım mekanizmasının olması gerektiği şekilde işletilmediğini görüyoruz. Türkiye gerek Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan davaya müdahillik başvurusu yaparak gerek İsrail’le ticari işlemlerini tamamen durdurarak gerekse küresel somut filosuna yönelik silahlı saldırıların asıl faillerine kırmızı bülten çıkartarak tavrını çok net biçimde ortaya koymuştur.

Kıymetli misafirler, şunu bugün bir kez daha ve altını çizerek dile getirmek durumundayım. Bu tüm dünya için bir insanlık testidir. Hepimiz için bir samimiyet testidir. Türkiye gerekirse sıkıntı çeker ama kendisine umut bağlayan haksızlığa uğrayan insanlara da sırtını dönmez. Gazze’de işlenen soykırımın failleri hukuk önünde hesap vermedikçe uluslararası sistemin adaletli olduğunu kimse iddia edemez. Uluslararası iradenin yansımadığı bir Birleşmiş Milletler sisteminin meşru ve hakkaniyetli olduğunu kimse söyleyemez. Uluslararası mahkeme kararlarının tanınmadığı, uygulanmadığı, dikkate bile alınmadığı bir sistemin barış ve güvenlik üretmesi düşünülemez.

Türkiye olarak her fırsatta işte bu yüzden dünya beşten büyüktür diyoruz. Tam da bu yüzden daha adil bir dünya mümkündür diyoruz. Şunun da bilinmesini isterim ki Türk milletinin bir evladı ve bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak ömrümüz vefa ettikçe, gücümüz yettiği, dilimiz döndüğü müddetçe mazlum ve mağdurların sesi olmaya, onların da hakkını, hukukunu savunmaya inşallah devam edeceğiz. Bulunduğumuz her platformda, yer aldığımız her masada güçsüzlerin, gariplerin, yoksulların, kimsesizlerin sesi olmayı sürdüreceğiz. Sizlerden de bu gayretlerimize azami katkı beklediğimizi bugün bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Sizlerin güçlü desteğini beklediğimiz bir diğer husus sınır aşan suçlarla ve organize suç örgütleriyle mücadeledir. Çok iyi bildiğiniz gibi suç coğrafyası artık tek bir ülkenin hudutlarıyla sınırlı değildir. Teknolojiyle beraber suç coğrafyasının da küreselleştiğine, elektronik para kuruluşları, kripto varlıklar, soğuk cüzdanlar ve sosyal medya gibi araçların suç örgütleri tarafından çok etkin biçimde kullanıldığına şahit oluyoruz. Sınır aşan suçlarla mücadelenin başarısı ülkeler arasındaki iş birliğinin seviyesiyle doğru orantılıdır. İster adi suçlu, ister uyuşturucu tüccarı, ister terör ve organize suç örgütü üyesi olsun, hukukun dışına çıkan hiç kimseye dünyanın hiçbir yerinde rahat ve huzur olmamalıdır. Suç işleyip ülke dışına çıkarak adaletten kaçabileceğini sananlar nereye saklanırlarsa saklansınlar kendilerini güvende hissetmemelidir. Türkiye olarak biz bunu temin etmekte, bunu hissetmekte kararlıyız.

Sadece 2026’nın ilk dokuz ayında 294 kişinin ülkemize iadesini sağladık. Aynı dönemde farklı aramalar kapsamında 736 kişiyi ülkemize getirdik. Uluslararası adli iş birliğinde haklı taleplere karşılık verilmesi esastır. Türk adaleti er ya da geç ama gereğini mutlaka yapacaktır.

Bu düşüncelerle Uluslararası Adalet Zirvesi İstanbul 2026 programının bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyorum. Adalet Bakanlığımız başta olmak üzere zirveye katkı sunan herkese değerli fikirleriyle ufkumuzu açan tüm katılımcılara teşekkür ediyorum. Bir kez daha saygıyla selamlıyor, hepinizi Allah’a emanet ediyorum.” Dedi.

Hibya Haber Ajansı



Piramit Menkul Kıymetler A.Ş.
Alsatal
Vakıf Katılım 300x300
Araba Hayali